Attığı Taşlar ve Ürküttüğü Kuşlarla Black Mirror: Bandersnatch


Dört sezondur bilim ve teknolojideki gelişmelerin, ileride başımıza ne gibi işler açabileceği üzerine yoğunlaşan senaryolarıyla, yüzümüze, çoğu zaman karanlık aynasını tutan dizimiz Black Mirror, 2018’in son günlerinde yayınlanacağını açıkladığı ilk uzun metrajlı, interaktif filmi Bandersnatch’le heyecan seviyemizi hayli yükseltti. Haberlere göre filmin çeşitli yerlerinde baş karakteri yönlendirerek farklı senaryoları izlemek mümkün olacaktı. Adını Lewis Carroll’un (Alice Harikalar Diyarında’nın yazarı) Aynanın İçinden kitabında bir karakterden alan film, 28 Aralık 2018’de ekranlarımıza düştü. Çocukluğumuzda (çocukluk da göreceli bir kavram, 80’lerde doğanların çocukluklarında diyelim) bir ara moda olan, yaptığımız seçimlere göre atladığımız sayfalar sonucu farklı sonlara ulaşabildiğimiz dedektiflik kitaplarını andıran film, tam da böyle bir kitabı video oyunu haline getirmeye çalışan bir arkadaşımızın hikayesini anlatıyor. Stranger Things’in başarısından sonra filmin, arka plan olarak 80’leri seçmesi şaşırtıcı değil. Yazının bundan sonrasında filmin interaktiflik bağlamında vadettiklerini gerçekleştirip gerçekleştirmediği, sanıldığı kadar yenilikçi olup olmadığı ve Black Mirror geleneğine uyup uymadığı hakkında görüşler belirteceğim ve bunları spoilersız yapmak mümkün olmayacağı için, filmi izlemeyenlere gardlarını almalarını öneririm.

Seçim dediğin nedir ki?

Senaryoyu belirleme gücü vadederek izleyiciyi tanrı koltuğuna oturtan film, seçenekleri yeterince elinize vermeyerek bu konuda sınıfta kalıyor. Birçok noktada senaryo, öyle ya da böyle sizi yönlendiriyor. Ancak bunu yapmasının bir sebebi var. Baş kahramanın kahvaltıda yediği mısır gevreğini, walkmaninde dinlediği müziği seçerek başladığınız yolculuk, babasını öldürüp öldürmeyeceği gibi daha karmaşık seçimlere kadar ilerliyor. Filmin olası senaryolarından bazıları, sonuçta yaptığınız seçimlerin size verilen alternatifler arasından olduğunu belirterek oturduğunuz tanrı koltuğunu tepetaklak ediyor. Bazı alternatiflerde de sizi, güvenli izleyici konumunuzdan ederek, bir film içerisinde de olsa birinin hayatını, isteği dışında etkilediğinizle yüzleştirip ekranın içine alıveriyor. Black Mirror’dan da daha azı beklenemezdi zaten. Ancak ulaştığınız sondan sonra kaçırdığınız dönemeçlere yönlendirilmeniz, filmin içinde geçirdiğiniz zamanı uzatmak için yapılmış bir numara gibi geldi bana. O da konunun Netflix tarafı olsa gerek. Sonuçta parayı onlar veriyor, değil mi?

Yeni dediğin nedir ki?

Seyirciye interaktif bir deneyim sunmak film endüstrisi için yeni olabilir ama tamamen bunun üzerine kurulmuş bambaşka bir endüstri zaten var: video oyunu endüstrisi. Black Mirror’cılar da senaryoyu video oyunu yapmaya çalışan bir genç üzerine kurarak, işin bu kısmına bir selam çakmayı unutmamışlar. Hatta iki endüstriyi birleştiren, bilgisayarda yaratılmış karakterlerin çok alternatifli bir kara film senaryosunda, oyuncunun ellerine bırakıldığı Heavy Rain gibi muhteşem oyunlar mevcut. Eğer ileride daha fazla interaktif film göreceksek, bu filmler video oyunlarının uzunca bir zamandır kurduğu gelenek üzerinden yükselecektir.

Black Mirror bu değil

Dizinin alamet-i farikası olan, insanlığın kullanımına terkedilmiş bilim ve teknolojinin bizi getirebileceği olası gelecekler bağlamında film, o kadar da yaratıcı sayılmaz. Genetiği zayıf insanları, bir kimyasal sayesinde tehlikeli, dev böcekler olarak gören askerlerin anlatıldığı, kurallara uymayanların diğer insanların gözlerinden ve hafızalarından tamamen silindiği bölümlerden sonra, video oyunu yapmaya çalışan ‘’sorunlu’’ bir gencin çeşitli şekillerde delirmesiyle son bulan senaryo biraz yavan kaldı bence. İnteraktifliğinin getirileri olsa da filmin Black Mirror külliyatından ayrı değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yapımcılar da filmin bu noktadaki yetersizliğinin farkında olsalar gerek ki 2019’da yayınlanacak yepyeni bir sezonun müjdesini verdiler. Kara aynanın tekrar tekrar yüzümüze tutulmasını merakla bekliyoruz. Böylece aynadan yansıyanlar, bilim ve teknolojinin ilerlemesinin yanında bu ilerlemenin nasıl kullanıldığının da önemli olduğunu kafamıza vura vura anlatır bize. Tabii sivrisinek sazla yetinenler olduğu gibi, davul zurnayı az bulanlar da olacaktır her zaman.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

log in

Don't have an account?
sing up

reset password

Back to
log in

sing up

Captcha!
Back to
log in